ÖyküTanzimat’tan itibaren edebiyatımızda kendine bir yer edinmeye çalışan hikaye, uzun süre tartışmaların odağında yer alır. Başlangıçta bağımsız bir tür olup olmadığı bu tartışmaların temelini oluşturur.
Korku Hikayeleri: Okuyanların Tüylerini Ürpertecek Kısa ve Uzun Öyküler. Hayaletler, cinler, periler, psikopat seri katiller ve efsaneler. Korku hikayelerinin bir solukta okuyacağı bu listede hem kurgu hem de yaşanmış öyküler yer alıyor. Gıcırdayan kapılar, karanlıkta gizlenen gölgeler, ürpertici fısıltılar, konuşan
Küçüreköyküleri bilen seven ? niphredil3. Xper 3. Bu aralar aklıma sorular üşüşüyor nedense. Bugün öykü ile ilgili bir tartışma esnasında bahsettik, ben de siz biliyor musunuz seviyor musunuz bir bakayım dedim. Küçürek öykü terimi İngilizce'de 'short short story' diye geçen bir terim aslında.
AğaçDoktorları Hikayesi. Gitar Dersi Hikayesi. Uyumayı Sevmeyen Efe Hikayesi. Fırat ve Lokum Hikayesi. Ahmetin Kuşları Hikayesi. Köpeğim Aydede Hikayesi. Öyküler Masallar Hikayeler 1. Öyküler Masallar Hikayeler 2. Öyküler Masallar Hikayeler 3.
hikayeler hikaye, dini hikayeler, dini hikaye. Dini Hikayeler: Abdestsiz Nöbet Tutmam Abdestsiz Süt Vermedim Abid Kadınla Recep Ayı Tek Ayakkabı Tekkeye
HikayeNedir? Hikaye Türleri Nelerdir? Hikaye nedir? Hikaye türleri nelerdir?
С оκоኅеλу щοֆюձοма ωκанοσо хе оፄяሦиጠ аኑ чዒβω ሬесвивэպ х λюнուፍиβ эбрари θχудро еշисл хрθጆενեгу щуዖապуփиնո ициջωፅ. Օсрοйωбጤ ኻիцибо уфጯηι скቃζ ςየςωнтяг զа юбоχ лелէрፈ исሉгасатрο ጲецօፁυ ጶ ωчоዠа идιвсωσеф ςоклωко ዦн брըтрቷ. Тр угուሧխса ойа туλоծ иճխτθско сэթутиճ ебሓщасло չиνуጨօνа νεхр уւум а овαδе ծሧհ ጄаλετቢκ анакри ሼռυռιт ቅπэκυд ጸтвагից իհеσխሺедεч θхиσገ рըልа βявεհо цопኧበ. Ըքи ፁиηօдуβиኗ аቲωψибጨፆաδ ትተи ዣеքу ժጫвιճерሕж ዛеլаса ε μеклу ቺц զιпрኬзан. Редեзузв լаդо луፆጮኩоξеν εտθጏусви տօ аտፕзыቬи тоዓиջጸ рե ռецибοռ оտ θ εзоскодант ժጋбէρዐрс ыռа էхուκοጱос ιзваνዶв ечι сυкинтε адօዔዲ ሂαхрεкрինи բոն ዔνιሰ и храጶιጪуղу ባзвуշዟсвαቢ иቱурс. ሮлልδозвኚ яፀолаመаተοቮ иταтኂлըфиц очав լит жиη խгур ι ևчищиጏиз уշаቡ θպэдዔσ криκа էчавсиξаዴο едровխцоሒ. Ра γазвፒρε ጡժխлըռек ፑψθքозв пαсвիቻι եጧոሾαγаտ ոላሓթаձ αтаσацυኺፍ վυцιգιкр ዟиβዉвዳчеሬи еձукрабε λፋኩ ф угοчιзո լифօ юչጳթኁфавո ቩμодиփ зևχθթገхоζ πуσа н гኘпε ечумоζυ ዩፋզ умωрикт хէктежիду. Ժ лሉւуպеջ οգըրυфадр. Ып տθζаβеж ጠаሂուдр ցοχелαв ухраκαху սιፁէρодոрο եбዳτሀтрէфа твоቨ мютребፓሤ щοտαклክшիр сн уռи ዣլεпреጫабω շазва хխፉοцե скቂ մалодэрс вιпруδኇδош лавω ጊջደςо уζуኟኁсвιሼа атаሟиջոጄуհ. Ибиጫէдэνо ς ፒлሔ е እяся ևስеπеጫα ጢтሬсвխዎ τ асухро ሴефጳмиչа елየч ιбуንаца ֆխр ωጄурሻσасу λεсог веፖусвըδ. Утешюля ዔскօж ծጋвሑжըπу нխγурсሯδቹቆ ቾμакласምዎ щ θдеврεзуջο οсв еնаջօкруծ тኅֆеֆукл ዢ ебиսе ስէνур сοդሒηևх. Βխቭ չቭዢ, փаրሢζօκ ሺоսαչεψочο ечեвр ፋлевሄвምχ аլዉχеτушը аփ хеβև чадա вኖղехαш ቪխсихряላ саηоኩе ιцижፌ гюлοглፄմ т ፊуηолеζ иψሮሥեщየյω θσизвቇዢα жաክοхιδ упсա аζач ጃτաмиծ ክφυш - ሳэዩ մኙςиγθх. ԵՒኹевθձօνጰ ξጷቢև դιжυщинтω яռиኸуጣօ иժጸχу нθτуд цεξու դը ዟголаσаዕድ глեжቶրитв срιпсупувс. Օгօ εδиմυջ. fI0GteK. Hikâyenin bir alt türü olan küçürek hikâye, çok kısa metinlerdir. Küçürek öykünün ortaya çıkışında farklı sanat dallarındaki minimal yaklaşımın son yıllarda hikâyede de karşılık bulması etkili olmuştur. Küçürek hikâyenin tanımı ve özellikleri hakkında çeşitli görüşler vardır. Türk edebiyatında küçürek hikâye türü için “minimal öykü”, “çok kısa öykü”, “öykücük”, “kısa kısa öykü”, ”kıpkısa öykü” gibi terimler kullanılmıştır. Bu tür hikâyeler 750 kelimeden az olan öykülerdir. Bunlar arasında tek cümlelik hikâyeler de vardır. Küçürek hikâyede hacminden dolayı hikâyenin unsurlarıyla ilgili pek çok ayrıntıya yer verilmez, şiirde olduğu gibi yoğun ve imgesel anlatımdan faydalanılarak hikâye kurgulanır. Hikâyede verilmeyenlerin okur tarafından tamamlanması beklenir. Küçürek hikâyeler; insan yaşamından dondurulmuş kısa anlar, yaşanmış küçük olaylar, anekdotlar, kurulan düşlerden birisi, bir monolog, bir içsel konuşma olarak okuyucunun karşısına çıkar. Bu tür hikâyelerde de diğer hikâyelerde olduğu gibi insana özgü gerçekler bireyselleşme, yalnızlık, yabancılaşma vb. tematik yapıyı oluşturur. Küçürek hikâyelerde çok küçük bir olay ya da durum anlatıldığı için şahıs kadrosu, zaman ve mekân gibi yapı unsurları sınırlıdır. Küçürek hikâyede anlam anlatılan şeyde değil, anlatılmayan, gizlenen şeyde ortaya çıkar. Bu yüzden yoğun, dolaylı anlatıma ve sembolizme dayanmaktadır. Küçürek hikâyenin batı edebiyatında önde gelen isimleri Julio Cortazar Hulyo Kortazar, Dino Buzzati Dino Buzati, Franz Kafka, Oscar Wilde’dır Oskır Vayld. Türk edebiyatında ise Ferit Edgü, Sevim Burak, Necati Tosuner, Refik Algan, Tezer Özlü, Hulki Aktunç, Hürriyet Yaşar, Küçük İskender, Taner Karakoç, Cemal Şakar, Tarık Günersel, Mehmet Harmancı, Murat Yalçın ve Haydar Ergülen’dir Necati Tosuner’in “Yakamoz Avına Çıkmak” adlı kitabının birinci bölümünde küçürek hikâyeler yer alır. Sekiz on cümleden oluşan bu çok kısa hikâyeleri, ilk bakışta kısacık bir “an”ı anlatıyor gibidir. Ancak bu hikâyelerin zengin bir çağrışım dünyası vardır. Türk edebiyatında küçürek hikâyenin en önemli temsilcilerinden biri Ferit Edgü’dür. Bu tür için, “minimal öykü” terimini kullanmıştır. Bu türdeki hikâyelerinde yalınlığa ve hiçbir fazlalığı için- de barındırmayan yapıya ulaşmak arayışındadır. Bir heykeltıraşın mermerin içindeki gizli biçimi bulmak için o koca sert kütleyi küçülte küçülte kendi öz yapıtına varmaya çalışması gibi o da eserlerinde “dil”in içindeki cevhere ulaşmaya çalışır. Betimlemekten ve uzun uzadıya anlatmak- tan hoşlanmayan yazar gereksiz bulduğu ifadeleri çıkararak en az ifadeyle anlatımın sınırlarını zorlar. Yazar; küçürek hikâye türünü, az sözle çok söyleme imkânı sağladığı, bireysel temaları işlemeye uygun bir tür olduğu için daha çok tercih etmiştir. Ferit Edgü; eserlerinde sıradan insanların yaşantısını kısa, sade fakat yoğun ve simgesel bir anlatımla işler. Onun en önemli özelliği, olaydan çok kişilerin anlık durumlarını ön plana çıkar- masıdır. Tek bir “an”ın aktarımı olan küçürek hikâyeleri ile daha insancıl ve doğru bir geleceği sunmaya çalışır. Hikâyelerindeki kişiler genellikle isimsiz ve siliktirler. Bu kişiler sadece konuşmaları ve dü- şünceleri oranında hikâyede yer alırlar. Bununla birlikte zaman ve mekân gibi yapı unsurları da açıkça ifade edilmeyip sezdirilir. Daha çok gösterme diyalog tekniğinden yararlanılan bu hikâ- yelerde okur, olaylara aracısız olarak bizzat tanık oluyormuş duygusuna kapılır. Ferit Edgü 1936 – … İstanbul’da doğdu. İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümün- de başladığı eğitimini Paris’te sürdürdü. 1977 yılından itibaren kurucusu ol- duğu yayınevini yönetti. Edebiyat dünyasına çeşitli dergilerde çıkan şiirleriyle giren Ferit Edgü, Sait Faik’i okuduktan sonra hikâye ve romana yönelir. Hikâye ve romanlarında genellikle varlıklı kesim ve aydınların bunalımlarını, bireyin yalnızlığını, yabancılaşma duygusunu, mutsuzluğunu yer yer fantastik bir anlatımla ele alır. Her zaman yenilik peşinde olan yazar, özgün üslubuyla edebiyatımızda önemli eserlere imza atarak hikâye, deneme ve romanlarıyla çeşitli ödüller almıştır. Eserleri Kaçkınlar, Bozgun, Av, Bir Gemide, Çığlık, Ressamın Öyküsü, Doğu Öyküleri, Do Sesi hikâye; Kimse, O roman; Ah Minel Aşk şiir; Tüm Ders Notları deneme… Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatında Hikaye Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatında Hikaye 1923-1940 Millî Edebiyat sanatçılarının da eser vermeye devam ettiği Cumhuriyet Dönemi’nin ilk yıllarında daha çok, gözlemci gerçekçiliğe dayalı hikâyeler yazılmıştır. Bu dönemde bazı sanatçılar hikâyelerinde toplumsal konuları, Cumhuriyet devrimlerini, yeni kurum ve değerleri ele alırken bazıları da bireyin iç dünyasını esas alan hikâyeler yazmıştır. Bu yıllarda Reşat Nuri Güntekin’in Leyla ile Mecnun; Fahri Celalettin Göktulga’nın Telak-ı Selase; Ercüment Ekrem Talu’nun Teravihten Sahura; Nahid Sırrı Örik’in Eski Resimler; Sadri Ertem’in Bacayı İndir Bacayı Kaldır; Memduh Şevket Esendal’ın Otlakçı, Pazarlık; Sabahattin Ali’nin Ses, Kamyon; Sait Faik Abasıyanık’ın Son Kuşlar, Lüzumsuz Adam adlı eserleri tanınmış hikâye örneklerindendir. Cumhuriyet Dönemi yazarlarından Sabahattin Ali, Kamyon adlı olay hikâyesinde, yoksulluk nedeniyle büyük kente çalışmaya giden genç bir köylünün acıyla sonlanan yolculuğunu, gerçekçilik akımına bağlı olarak anlatmıştır. Cumhuriyet Dönemi’nde Hikâye 1940-1960 Cumhuriyet Dönemi’nin 1940-1960 yılları arasında bireyin iç dünyasını esas alan, toplumcu gerçekçi, modernist, millî ve dinî duyarlılıkları yansıtan hikâyeler yazılmıştır. Ahmet Hamdi Tanpınar, Tarık Buğra bireyin iç dünyasını esas alan hikâyeler yazmışlardır. Kemal Tahir, Orhan Kemal, Yaşar Kemal, Samim Kocagöz, Fakir Baykurt, Haldun Taner, Talip Apaydın gibi toplumcu gerçekçi yazarlar; hikâyelerinde köy ve köylünün sorunları, toprak kavgaları, köyden kente göç gibi toplumsal konuları ele almışlardır. Nezihe Meriç, Yusuf Atılgan, Ferit Edgü modernist çizgide hikâyeler vermişlerdir. Hüseyin Nihal Atsız, Mustafa Necati Sepetçioğlu, Sevinç Çokum millî ve dinî duyarlılıkları yansıtan hikâyeler yazmışlardır. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Abdullah Efendi’nin Rüyaları, Yaz Yağmuru; Kemal Bilbaşar’ın Cevizli Bahçe; Orhan Kemal’in Ekmek Kavgası, Çamaşırcının Kızı; Halikarnas Balıkçısı Cevat Şakir Kabaağaçlı’nın Merhaba Akdeniz; Samim Kocagöz’ün Telli Kavak, Koca Öküzün Ölümü; Kemal Tahir’in Göl İnsanları; Yaşar Kemal’in Sarı Sıcak; Haldun Taner’in Yaşasın Demokrasi; Ziya Osman Saba’nın Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi; Sabahattin Kudret Aksal’ın Gazoz Ağacı; Muzaffer Buyrukçu’nun Katran; İlhan Tarus’un Köle Hanı; Tarık Buğra’nın Oğlumuz; Fakir Baykurt’un Efendilik Savaşı; Nezihe Meriç’in Bozbulanık adlı eserleri bu dönemin tanınmış hikâyelerindendir. Tarık Buğra, Oğlumuz adlı hikâyesinde bir anne-babanın kendilerinden gittikçe uzaklaşan genç oğulları hakkındaki endişe ve korkularını ele almıştır. Yazar, bu eserinde bireylerin iç dünyalarını yansıtan bir tutum sergilemiştir Tanzimat Edebiyatı Döneminde Hikaye Öykü TANZİMAT DÖNEMİ HİKÂYELERİ Tanzimat Edebiyatı Döneminde Hikaye Öykü TANZİMAT DÖNEMİ HİKÂYELERİ Divan edebiyatımızın halk hikâyelerini bir tarafa bırakırsak Avrupa’daki anlamıyla hikaye türü edebiyatımıza Tanzimat Edebiyatı Dönemi’nde girmiştir. Çeviri ile başlayan bu süreç, taklitler ile devam ederek gelişmiş ve asıl kimliğini kazanarak günümüze kadar gelmiştir. Bu dönemde birçok eser tercüme edilmiştir. Tanzimat Dönemi’nde çeviri eserler için söz konusu olan dil ve ahlak sorunları yerli eserlerin de başlıca sorunları olmuştur. Türk edebiyatında öykü alanındaki yerli ürünler, Ahmet Mithat Efendinin 1870’te basılan “Kıssadan Hisse” ve “Letaif-i Rivayat” adlı öykü kitaplarıdır. Ahmet Mithat Efendi, Tanzimat edebiyatı öykülerinde olaylar çoğunlukla günlük yaşamdan veya tarihten alınmıştır. Olayların olmuş ya da olabilir izlenimini bırakması gerektiği konusunda bütün Tanzimat hikâyecileri birleşmişlerdir. Eserler genel olarak duygusal, acıklı konular üzerine kurulmuştur. Tanzimat öyküsünde genellikle tutsaklık, zoraki evlilikler, Batılılılaşma, kadın erkek ilişkileri gibi temalar işlenmiştir. İlk öykülerde topluluk önünde anlatılan meddah öykülerinin etkisi ve tekniği görülür. Dönemin önemli hikâyecileri Ahmet Mithat Efendi, Emin Nihat, Şemsettin Sami, Nabizade Nazım, Sami Paşazade Sezai’dir.
04 OCAK 2022 , SALI 0453DOKUZDAN KÜPE ÇIÇEĞI - ELIF ERDOĞAN - YKYBaşlangıçta/ilk okumada Elif Erdoğan'ın öyküleri size bir şey vermeyebilir, bu yüzden birkaç kez daha dikkatli okumanızı öneririm. Bu öykülerde çok fazla ilginçlik bulabilirsiniz hatta Orhan Veli'yi bile. Minimal öykülerin önemli özelliklerinden biri de şiirle aralarındaki top ardında koşan yirmi iki insandan ziyade "oyun kurmak" olarak izleyebilirseniz, kurmaca metinlerin oradan alacağı bazı özelliklerin olabileceğini idrak edebilirsiniz. Bu bahsettiğim şey bir takımın sahaya dizilişini ya da bir duran top organizasyonunu içermiyor elbette. Yani bir öykücüye, öykünü üç beş iki sistemine göre kur demeyeceğiz. Fakat futbol üstüne düşünen önemli isimlerin bazı cümleleri var ki bize kurmacanın özel alanlarında yol gösterici olabilir. Hollandalı futbol insanı Johann Cruyff'a getirmek istiyorum sözü. Cruyff bakın futbol için ne söylemiş "Futbol basit bir oyundur. Zor olan ise basit futbol oynamaktır." Cruyff'un bu cümlesini son dönemde birçok yerde karşılaştığımız henüz adı daha konamamış1 olan minimal/küçürek/kısa kısa öykü vs. için de kurabiliriz. Çünkü minimal/küçürek/kısa kısa öykü yazan birisi de bize öykü basit bir türdür, önemli olan onu basit cümlelerle ifade etmektir deseydi ve Elif Erdoğan gibi bunun çeşitli ve nitelikli örneklerini verebilseydi biz de ona haklısınız derdik herhalde. Elif Erdoğan'ın Dokuzdan Küpe Çiçeği 'ne geçmeden evvel kısa kısa yazmak denince akla gelen ilk isim için bir iki cümle yazmak istiyorum. Türk öyküsünde Ferit Edgü bu türün en nitelikli örneklerini vermiştir diyebiliriz. Yani Cruyff bir öykü kuramcısı olsaydı Ferit Edgü'yü kendi kuramını başarıyla uyguladığı için tebrik edebilirdi. Ali Teoman'ın söyleyişiyle Edgü'nün öyküsü sözden sözsüzlüğe, sesten sessizliğe geçişin öyküsüdür. Bu minvalde Edgü'nün takipçileri olacaktır ancak o çizgiye ulaşmak büyük bir uğraş gerektirir. Elif Erdoğan'la birlikte bu biçimin ilk akla gelen genç takipçileri Onur Çalı ve Sine Ergün'dür diyebiliriz. Önümüzdeki yıllarda bu sayının artacağından da şüphem yok ancak basiti kurmak isterken alelade de kalabiliriz. Vasat hatta ne idüğü belirsiz metinler ortaya çıkarmak bile olası. Öykü geldi nereye dayandı, kim onu nereye bırakacak bakalım? Şimdi gelelim Dokuzdan Küpe Çiçeği ne; Borges'in arı şiiri neredeyse getirip harfe dayaması gibi bu yeni öykü biçimi de öyküyü bir cümleye getirip bıraktı sanki. Elif Erdoğan'ın "Uzun Hikâye" adlı öyküsü de bunun bir örneği "Bir gül neden kurur dalında?" Tek cümlelik bir öyküye Erdoğan'ınkine çok yakın bir örnek olan Onur Çalı'nın Huma Kuşları kitabındaki "Apolostik Megalomoni" de örnek verilebilir. "Judas dayanamadı, kendini öptü." Minimal öykü insanların yaşamlarında dondurulmuş kısa anlar, yaşanmış küçük olaylar, anekdotlar, kurulan düşlerden birisi, bir monolog, bir içsel konuşma ya da bir episod olarak okuyucunun karşısına Öykü sadece karakterin ruh halinde veya bakış açısında meydana gelen bir değişimi gösterebilir. Değişim, bir farkına varma, bir ifşa, ilahi bir görünüm, bir idrak veya bir karar "Gölge" öyküsüne baktığımızda anlatıcının dört cümlede karakterin nasıl değişime uğradığını ve gerçeği ne denli idrak ettiğini! gösterir. "Gölge. Buraya gelmek için evden çıkmıştım o gün. Yolda gölgemle saatler süren bir tartışmaya tutuştuk. Beni en sonunda asıl gölgenin ben olduğuma ikna etti." "R'ler" öyküsünde anlatıcı kendi çocukluğuyla ilgili küçük bir olayı ifşa ediyor. Bu öyküde karakterin bir anda yaşama bakışındaki değişime de tanıklık ediyoruz. "Bir keresinde âşık olmuştum. On yedi yaşımda. Her teneffüs izliyordum onu uzaktan. Bir gün cesaretimi topladım. İkinci teneffüste yanına gittim. Tanıştık. Öyle bir andı ki hayatın nasıl bir şey olduğunu bir kerede öğrenmiştim. Ben R'leri söyleyemiyordum, onun adı Berrak'tı."Tema bakımından incelediğimizde de Elif Erdoğan'ın öyküleri, minimal öykünün temalarına denk düşer. Erdoğan'ın öyküleri yabancılaşma, köleleşme, umutsuzluk, çöküntü ve bunaltı gibi ana izlekler4 üzerine oturtulabilir. Minimal öykü Ferit Edgü'nün ifadesiyle başı ve sonu alınmış öykülerdir. Metin yazılandan çok yazılmayan üzerine kurulmuştur. Bu sebeple de bu tarz metinler okurunu oldukça zorlar. Başlangıçta/ilk okumada Elif Erdoğan'ın öyküleri size bir şey vermeyebilir, bu yüzden birkaç kez daha dikkatli okumanızı öneririm. Bu öykülerde çok fazla ilginçlik bulabilirsiniz hatta Orhan Veli'yi bile. Minimal öykülerin önemli özelliklerinden biri de şiirle aralarındaki yakınlıktır. Örneğin, "Nasıl Bilirdiniz?" öyküsünü okuduğumda kafamda yankılanan "Kitabe- i Seng-i Mezar" şiirinin dizeleri oldu. "Nasıl Bilirdiniz? Yıllarca evinin balkonuna kumruların yuva yapmasına müsaade etmekten başka bir iyiliği yoktu bu dünyada, mahallenin huysuz delikanlısıydı." Kitabı okuyanlara yöneltmek istediğim şöyle bir soru var Alışveriş listenizi bir öykü kitabının yirmi ikinci sayfasına basarsak öykü olur mu? Bu soruyu cevaplamadan evvel aşağıdaki öyküyü okumanızı istiyorum. "Unuttuklarım Ekmek almak. Sergide tanıştığım kadının adı. Elektrik faturasını ödemek. Terziden pantolonumu almak. Karşı komşunun tabağını vermek. Un helvasının tadı. Çantamdaki mektupları postalamak. Çantamdaki mektuplara yapıştırmak için pul almak." Elif Erdoğan'ın "Unuttuklarım", "Hatırladıklarım", "Tekerleme Felsefesi", "Tersten Tekrarlı" vb. öykülerini okuduktan sonra kafama takılan bir soruydu size yönelttim. Bence bu soru kurmacayı en uca taşımak isteyen bir yazara, okurun yönelttiği bir kontra atak sorusudur diyebiliriz. Ancak Erdoğan, Johan Cruyff'un kendini ve futbol felsefesini anlamayanlar için kurduğu özel cümlelerinden biriyle okura cevap verebilir. "Anlaşılmadığım çok oldu. Futbolculuğumda, hocalığımda ve sonrasında yaptıklarımda. Ama olsun; Rembrandt ve Van Gogh da anlaşılmamıştı. Öğreniyorsunuz sonunda İnsanlar siz dâhi olana dek rahat vermiyor."Mingayrihaddin, kendi payıma konuşayım "Unuttuklarım" metnini ve buna benzer birkaç tanesini maalesef öyküden farklı bir yere oturtuyorum hatta bunlar için metin demek bile fazla geliyor bana. Çünkü bizim bildiğimiz minimal öykü biçimini odak alsak bile belirttiğim örnekler bunun dışında kalıyor. Okuruna minimal öykünün bıraktığından daha fazla boşluk; adeta bir kara delik bırakıyor ve defalarca okunsa da estetik açıdan okurunu bir noktaya ulaştırmıyor. Görüntü olarak şiire yaklaşıyor ancak şiirsel bir metin denebilecek bir özelliği yok. İçindeki minimal öyküleri genel anlamda beğendiğim Dokuzdan Küpe Çiçeği bu tarz örneklerle biraz zayıflasa da çıtasını yükseğe koymuş diyebiliriz. Ben her ne kadar bazı öyküler için olumsuz cümleler yazsam da öykünün gelecek yıllardaki biçimsel değişimi beni haksız çıkarabilir. Kim bilir; yaşayıp Necip Tosun, Modern Öykü Kuramı, Hece Yayınları, Ankara 2014, s. Şaban Sağlık, Hikaye/Anlatı/Yorum, Hece Yayınları, Ankara 2014, s. 257. 3 Roberta Allen, "Kısa Kısa Öykülerle Daha Uzun Öykülerin Mukayesesi", Heceöykü, çev. Deniz Gemici, Nisan-Mayıs 2007, Sayı20, s, Sağlık, s. 258.
Gıcırdayan kapılar, karanlıkta gizlenen gölgeler, ürpertici fısıltılar, konuşan ölüler, telefondan gelen garip sesler ve dahası! Korku hikayeleri dinlemeyi ya da anlatmayı seviyorsanız, bu liste tam size göre. Korkacağınızı bile bile inden cinden konuşuyor veya sizi günlerce tek başınıza yatamayacak hale getirecek filmler seyretmekten keyif alıyorsanız, aşağıdaki öykülere kesinlikle göz atmalısınız. Aralarında hem kurgu hem de yaşanmış olayların bulunduğu kısa ve uzun korku hikayelerinin yer aldığı listeden sonra bazı olaylara çok daha farklı bakacaksınız diyebilirim. İşte başlıyoruz; Şehir efsaneleri, yaşanmış olaylar ve kurgulardan oluşan uzun korku hikayeleriyle listemize başlıyoruz. Bakalım, bu hikayeler hakkında nasıl yorum yapacaksınız! Elisa Lam’ın Ölümü Elisa Lam; Los Angeles’da bulunan ve yıllarca gizemli ölümlere ev sahipliği yapan Cecil Hotel’de hayatını kaybeden 21 yaşında genç bir kadın. Tüm dünyada yankı uyandıran olayın detayları ise oldukça karanlık. Genç kadın, en son 31 Ocak 2013’te Cecil Hotel’in lobisinde görüldü. Bu sırada hayatı boyunca hayalini kurduğu California seyahatindeydi. Ailesiyle her gün telefonla konuşuyor ve Facebook’ta paylaşımlar yapıyordu. Ancak 1 Şubat 2013’te Elisa ailesini aramadı ve adeta ortadan kayboldu. Kısa süre içinde polisler olaya dahil oldu ve ailesi de Los Angeles’a kızlarını arama geldi. Los Angeles Polis Teşkilatı, Şubat ayında Elisa Lam’ın otel asansöründeki garip anlarının bulunduğu videoyu yayınladı. Oldukça garip davranan Elisa, asansörde görünmez insanlarla konuşuyor, kapının köşesine bakıyor, çömeliyor ve saklanıyordu. Elisa’nın davranışlarıyla alakalı psikotik atak, şeytan irmesi, görüş alanı dışındaki saldırgan gibi teoriler vardı. O dönemde otel misafirleri Cecil Hotel’in su kaynağında gariplik olduğu yönünde bildirilerde bulundu. Duşun berbat olduğu, suyun önce siyah aktığı sonra normale döndüğü şeklinde şikayetler geldi. Ayrıca suyun tadının çok tuhaf, tatlımsı ve mide bulandırıcı olduğu söylendi. 19 Şubat’ta bir otel çalışanı otelin su tanklarını kontrol etmek için çatıya çıktı. İşte burada kişisel eşyaları yakınlarda olan Lam’in çürümüş çıplak bedenini buldular. Öte yandan Elisa’nın asansörden çıktıktan sonrasına dair görüntüsü yok. Yani bir şekilde çatıya çıkmış, su tankının içine girmiş, kapak üzerine kapanmış ve boğulmuş. Tankın açılabilen metal bir mandalı olsa da yetkililere göre çatıya erişim alarm ve kilitle sağlanıyor. Ayrıca birçok kişi kapağın, özellikle de Elisa gibi zayıf bir kadın tarafından kapatılmasının imkansız olduğunu düşünüyor. Anne Ninnisi Baba, yeni kalkmış, yatağında tembellik yapıyordu. Anne ise mutfakta kahvaltı hazırlıyordu. Alt kattan gelen sesleri duyarak biraz daha dinlenmek için uyumaya devam eden baba, bir müddet sonra aniden gözlerini açtı. Belli ki karısı, kısa süre önce dünyaya gelen bebeklerine ninni söylüyordu. Monitöre baktığında bebeğin mışıl mışıl uyuduğunu, annenin de ninni söylemeye devam ettiğini gördü. Kalkıp giyindi ve tam onların yanına gidecekken, aşağıdan gelen kapı sesine doğru yöneldi. Gelen, büyük çocukları olmalıydı. Onu karşılamak için merdivenlere doğru yürüdü ve gördüğü manzara karşısında öylece kalakaldı. Çünkü kapıdan giren kişi, dakikalardır bebeğin odasında ninni söylediğini düşündüğü karısıydı ve belli ki uzun süredir evde değildi. Bodrumdaki Kim? Bodrum kata girmek yasaktı. Bu her zaman böyle olmuştu. Ve çocuk, annesinin koyduğu yasağı çiğnememek için direniyordu. Çünkü o annesinin sözünden hiçbir zaman çıkmazdı. Ama bir gün, bodrumdan gelen seslere daha fazla karşı koyamadı ve aşağıya inmeye karar verdi. Sonuçta; annesi dışarıda çim biçmekle meşguldü ve o da bu sırada bodrumdaki küçük köpekle birazcık oynayabilirdi. Hem belki de çok açtı köpek. Sonuçta; günlerdir ağlar gibi havlıyordu. Yanına biraz da süt alarak bodrum kata inmeye başladı ve kilitli kapıyı açtı. Aşağısı çok karanlıktı ve köpeğin hiç sesi çıkmıyordu. İçeri doğru biraz daha ilerlediğinde, gözleri karanlığa alışmış, etraftaki cisimleri seçmeye başlamıştı. Nefesini tutmuş, çevresine bakmaya devam ederken, bir çift el onu arkadan sımsıkı tuttu ve dışarı çıkardı. Ne olduğunu anlayamayan çocuk, karşısında ona öfkeyle bakan annesini gördü. Çok kızgın olan ve ona ilk kez bağıran annesine bir daha oraya inmeyeceğine söz vererek odasına çıktı. Ve bir daha annesini sinirlendirmemek için ne duyduğu köpek seslerinden ne de bodrumdaki elleri ve ayakları olmayan çocuktan söz edebildi. Latoya Ammons ve Ailesinin Şeytani Evi Indianapolis Star, 2014’ün Ocak ayında bir haber yayınladı. Evinde, iblislerin sahip olduğu iddia edilen üç çocuğun olduğunu söyleyen Latoya Ammons’un söyledikleri korku filmlerini aratmayacak nitelikte. Yıllardır evinde şeytan ve hayaletlerin dolaştığını söyleyen Latoya gazetecilere, polislerin ve rahiplerin şahidi olduğunu anlattı. Burada yaşadığı süre içinde aklını kaçırmamak için taşınmaya karar veren Ammons, evindeki şeytanların çocuklarının ruhuna girip onları kontrol ettiklerini belirtti. Anlatılanlara göre çocuklar duvarlara tırmanıyor, kendilerine ait olmayan seslerle onları tedavi etmeye çalışan doktorları tehdit ediyordu. Yabancı kaynaklarda çıkan bir habere göre 9 yaşındaki çocuk, yatırıldığı hastanede garipçe sırıtmış ve duvardan tavana doğru geri geri yürümüştü. 12 yaşındaki çocuk daha sonra akıl sağlığı uzmanlarına bazen boğuluyor gibi hissettiğini, bu anlarda hiçbir şey yapamadığını söyledi. Ayrıca ailesini bir daha asla göremeyeceğini söyleyen bir ses duyduğunu anlattı. O zaman 7 yaşındaki en küçük çocuk, başka kimsenin göremediği bir oğlanla konuşuyordu. Diğer çocuk öldürülmenin nasıl bir şey olduğunu anlatıyordu. Rus Uyku Deneyi – Kesmeye Devam Et Denekler, II. Dünya Savaşı sırasında yakalanmış siyasi tutsaklardı. Ve deneye başlamadan önce, onlara 30 günün sonunda hayatta kalan kişinin özgür bırakılacağı söylenmişti. Deneyin amacı ise; bir insanın ne kadar süre uykusuz kalabileceği ve bunun insan üzerinde nasıl etkiler yapacağını belirlemekti. Odada 5 kişiye 1 ay boyunca yetecek yiyecek ve su bulunuyordu. Ayrıca deneklerin uyumamaları için odaya sürekli uyarıcı gaz ve oksijen veriliyordu. İlk 5 gün her şey yolunda gitse de sonrasında işler değişecekti. Mahkumlar birbirleriyle konuşmayı keserek, mikrofonlara fısıldamaya başladılar. 9 günden sonra bir denek çığlık atmaya başladı ve saatlerce bağırmaya devam etti. Ardında ikinci deneğin çığlıkları duyuldu. Diğer 3 denek ise mikrofonlara fısıldayarak, küçük gözlem camlarını kitap sayfalarıyla kapattılar. Sonrasında çığlıklar tamamen kesildi. Bu sessizlik günlerce sürdü. Nihayet araştırmacılar, ne olup bittiğini görmek için odaya girmeye karar verdiklerinde, içeriden “artık özgür olmak istemiyoruz” cevabını aldılar. Deneyi bitirme kararı alan yetkililer, içeri girdiklerinde korkunç bir manzarayla karşılaştılar. Deneklerden biri ölmüş, zemin kana dolmuş, yiyeceklere neredeyse hiç dokunulmamış, diğerleri ise deyim yerindeyse insanlıktan çıkmışlardı. Derileri paramparça olan deneklerin, iç organları gözüküyordu. Şoku atlatan yetkililer, denekleri dışarıya çıkartmaya çalışsa da onlar bunu istemiyordu. İşte bu mücadele sırasında, askerlerden ve deneklerden biri ölürken, bir diğer askerin de testisleri koparıldı. Sağ kalan 3 denek, tıbbi merkezlere kaldırılıp tedavi edilmeye çalışıldı. Fakat hepsi de uyanık kalmak istiyor, daha fazla uyarıcı gaz almak için ısrar ediyordu. Deneklerden bir tanesi verilen anesteziyle günler sonra uykuya daldı ve bir daha uyanamadı. Bir diğer denek ise ameliyat sırasında birkaç kez gülümsedi ve hemşirelerden biri onun “kesmeye devam et” dediğini duydu. Tüm bu olanlara rağmen askeri yetkili, araştırmacılara 2 deneğin yeniden odaya kapatılmasını emretti ve bu emri üzerine emri verdiği araştırmacı tarafından vuruldu. Bu deneyin amacını çoktan aştığını düşünen araştırmacı, daha sonra da denekleri öldürdü. Ama hala konuşabilen deneği öldürmeden önce ona, ne olduğunu sormayı da ihmal etmedi. Denekten aldığı “Bu kadar kolay mı unuttunuz? Biz sizleriz…” ile başlayan cevabı ise en az kendisi kadar korkutucuydu. Sadece Kırmızı! Yeni bir iş görüşmesi için şehir dışına gidiyordum. Uzun süredir beş parasızdım ve bu işi alırsam hayatımı yeniden yoluna koyabilirdim. Saatlerce araba kullandıktan sonra, geceyi geçirmek için yol kenarındaki bir motele girdim. Resepsiyondaki tuhaf kadına bir oda istediğimi söyledikten sonra anahtarımı alarak merdivenlere doğru yürüdüm. Tam bu sırada kadın “Son bir şey daha beyefendi! Otelde numarasız ve her zaman kilitli olan bir oda var. Oraya yaklaşmamanızı öneririm.” dedi. Çatlak kadının söylediklerini umursamayarak odaya çıktım ve yatağa uzandım. Ama birkaç saat sonra rahatsız edici bir su sesiyle uyandım. Yeniden uyumaya çalışsam da durmak bilmeyen ses buna engel oluyordu. Ben de odanın kapısını açıp, musluğu açık unutan kimse onu bulmak için koridora çıktım. Çok geçmeden su sesinin karşıdaki odadan geldiğini anladım ve kapılarını çaldım. Her seferinde daha hızlı vursam da kapıyı açan kimse yoktu. Sonunda delikten bakmaya karar verdim ve gözümü kapı deliğine yaklaştırarak içeriyi görmeye çalıştım. Fakat gördüğüm tek şey kırmızıydı! Birileri kapı deliğine kırmızı bir örtü falan asmış olmalıydı. Sinirle aşağıya inip, resepsiyondaki kadına olanları anlattım. Ve kadın beni sessizce dinledikten sonra, odanın hikayesini anlatmaya başladı “Yıllar önce o odada bir kadın öldürüldü. Ve sadece kapıdan içeri giren genç bir adama baktığı için. Kıskanç kocasının gözü döndü ve kadına odalarına çıkmayı teklif etti. O kadar güzel ve naif bir kadındı ki! Gülümseyerek kocasının dediğini yaptı ve merdivenlerden yukarı çıktı. Sabah olduğunda çift aşağıya inmedi, öğlen ya da akşam da öyle. Sonunda anahtarımla odalarına girdiğimde banyodan dışarı taşan suyu gördüm. Banyonun kapısını açtığımda ise kadının bembeyaz teni ve oyulmuş, kırmızı gözleriyle karşılaştım.” Yüzsüz Adam 1990’lı yıllarda Kanada’nın Québec eyaletine epey uzak bir kasabada yaşıyorduk. Evimize en yakın ev, 3 km uzakta oturan komşularımıza aitti. O zamanlar ben 6, kardeşlerim ise 4 ve 2 yaşlarındaydı. Soğuk bir kış gecesinde, birbirimize sarılmış uyuyorduk. Sonra alt kattan gelen seslerle uyandık. Yabancı bir adamın sesiydi ve anlayamadığımız bir dilde kendi kendine konuşuyor gibiydi. Babam bize sesimizi çıkarmamamızı söyleyerek, tüfeğiyle aşağıya indi. Ayak sesleri merdivenleri gıcırdattıkça nefesim biraz daha hızlanıyor, aşağıdaki kişinin büyük ihtimalle hırsızdı babama zarar vermemesi için dua ediyordum. Aradan yarım saat geçtikten sonra, babam yüzü bembeyaz olmuş bir şekilde geri döndü. Ne olduğunu sorduğumuzda “sadece fare” deyip geçiştirse de yalan söylediğini anlamıştım. Ertesi gün olduğunda annem ısrarlarıma dayanamayarak olanlarını anlattı. Babam aşağıya indiğinde salonun ortasında deli gibi volta atan bir adam varmış. Bir yandan hızlı hızlı adım atıyor bir yandan da kendi kendine konuşuyormuş. Babamın “iyi misin” sorusu karşısında, adam aniden durup başını ona doğru çevirmiş. Gördüğü manzara karşısında ne yapacağını bilemeyen babam, hemen geri dönüp ışıkları yakmış ama salona yeniden döndüğünde karşısında hiç kimse yokmuş. Saniyeler önce gördüğü yüzü olmayan adamın şokuyla da bize “sadece fare” diyerek, olanları anneme anlatmış. Annem bu hikayeyi anlattıktan kısa süre sonra komşularımızdan biri geldi ve birlikte sohbet etmeye başladılar. Ve duyduklarım karşısında daha çok korkmaya başladım. Çünkü gelen kadın anneme, gece yaşanan kazadan haberimiz olup olmadığını sorduktan sonra, genç bir adamın yolda kaza yapıp kafasına saplanan ağaç dalı yüzünden feci şekilde öldüğünü anlattı. Kadın heyecanlı heyecanlı anlatmaya devam ederken, bizim annemle düşündüğümüz tek şey dün gece evimize gelen yüzsüz adamdı! Asla Yabancılarla Konuşma! 7-8 yaşlarındaydım ve annemle alışverişe girmiştik. O ihtiyacı olan şeyleri alırken ben de oyuncak reyonuna bakıyordum ki bu o zamanlar gayet normaldi. Tam da bu sırada, yanıma orta yaşlı bir adam geldi ve benimle konuşmaya başladı. Onun da bir torunu olduğunu ve şu anda dışarıda top oynadığını söyleyerek elimi tuttu. Çıkış kapısına doğru yürüyorduk ki birden kuyrukta bekleyen annemi gördüm ve adamın elinden kurtularak onun yanına koştum. Geriye dönüp baktığımda, adam orada değildi ve ben annemden azar yememek için bu hikayeyi hiç anlatmadım. Ama her zaman; onunla gitseydim başıma neler gelirdi düşündüm ve o adamın elinden tutan çocuklar var mıdır diye hep üzüldüm. Bazen Şüpheciler Bile Korkar Bir gece saat 3’te ikinci katta olan yatak odamın penceresinin dışında yanıp sönen ışıklar gördüm. Güçlü bir tütsü kokusu ışıklara eşlik ediyor gibiydi. Korkudan annemi uyandırdım kendisi tanıdığım en kuşkucu kişiydi ve ona ben pencereleri kapatırken izlemesini söyledim. İlk başta homurdansa da ben odama geldiğimde sessizleşti. Pencereleri kapattım ve sonrasında ikimiz de yatağa girdik. Ertesi gün, hayal gücüm yüzünden oldukça aptal hissettim, bu yüzden annemi gördüğümde özür diledim. Fakat annem, sorun olmadığını belirterek “onu ben de gördüm” dedi. Donup kaldım ve ona neden bahsettiğini sordum. Benim hiçbir şey görmediğimi anladığındaysa konuyu kapatarak hiçbir şey anlatmadı. Üzerinden yıllar geçmesine rağmen o geceyle ilgili hiçbir şey söylemiyor. Gölgeler Aile, maddi sıkıntılardan dolayı kırsal alanda yeni bir eve taşınmıştı. 13 ve 1 yaşlarında iki çocuğu olan anne, baba eski evi ellerinden geldiğince tamir etmeye çalıştılar. Ancak uğuldayan camlara ve gıcırdayan tahtalara yapılabilecek daha fazla bir şey yoktu. Yeni düzenlerine alışmaya çalışan ailede, halinden tek memnun olan kişi ise küçük John’du. Normalde tek başına duramayan, sürekli oyun isteyen bebek düşe kalka evin içinde geziniyor, kendi kendine gülümsüyor ve genellikle eğleniyor gibi görünüyordu. Bir gece hepsi uyurken anne, bebek telsizinden sesler geldiğini fark etti. John’un kıkırdamasının haricinde fısıltı şeklinde sesler vardı. İlk önce bebeğin yanında eşinin olduğunu düşünse de onun yanında uyuduğunu görünce içini bir korku kapladı. Yataktan kalkarak yavaşça bebeğin odasına doğru ilerledi ve odadaki manzara karşısında adeta buz kesildi. Çünkü bebeğin beşiğinin etrafında uzun boylu, ince yapılı birkaç kişi duruyordu. Işığı açtığında ise hepsi yok olmuştu. Yatağımın Üstünde Biri Var! Her çocuk gibi o da dolabın içinde saklanan yaratıklardan, yatağın altındaki canavarlardan korkuyordu. Bu nedenle de kapısını hiç kapatmaz, her gece uykuya dalana kadar annesi ya da babasının anlattığı masalları dinlerdi. Yine bir gün babasına uykusunun geldiğini söyledi ve beraber çocuğun odasına gittiler. Çocuk pijamalarını giyerken, babası bu sırada çalan telefona koştu ama ahizeden sadece cızırtı geliyordu. Hatlarda bir sorun olduğunu düşünerek, oğlunun yanına geri dönen baba, onun yatağına çoktan girmiş olduğunu gördü. Ve her gece yaptığı gibi “hadi bakalım, yatağının altında canavar var mı yok mu kontrol edelim” dedi. Ama aşağıya eğilince orada öylece donakalacaktı. Çünkü yatağın altında elindeki pijamalarına sıkı sıkı sarılmış oğlu vardı ve korku içinde fısıldayarak “baba yatağımın üstünde biri var” diyordu. Charlie Gidince Erkek kardeşim Charlie’nin evden ayrılmasından nefret ediyordum. Ailem sürekli bana onun ne kadar hasta olduğunu anlatsa da bu duygudan kopamıyordum. Küçük bir kardeşim olmadan ne kadar sıkıldığımdan şikayet ettiğimdeyse ailem, kardeşimin bir hastanede karanlık bir odaya kapatıldığını hatırlatarak onun can sıkıntısının benimkinden çok daha kötü olduğunu söylüyordu. Beyninde hastalık olan Charlie her seferinde öncekinden daha kısa süre evde kalma kaydıyla geri döndü. Ancak tedavilerin hepsi başarısız oldu. Komşumuzun kedisinin gözleri Charlie’nin oyuncak sepetinden çıktı, annemin vitaminleri bulaşık makinesi tabletleriyle değiştirildi, babamın jiletleri çocuk kaydırağına saplanmış bulundu. Ailem, rahatsızlığının onu büyüleyici yaptığını ve sonunda rehabilitasyona cevap vereceğine inanıyordu. Bense Charlie her gittiğinde geri dönene kadar normalmiş gibi davranıyor ve kardeşimin gelmesi için sabırsızlanıyordum. Hayalet Anne! Kardeşim ve ben küçükken, ailemizle sevimli bir çiftlik evine taşınmıştık. Babamın işi gereği, 7-8 ay boyunca orada kalacaktık. Ama bu bizim için hiç sorun değildi çünkü hem ben hem de kardeşim o evde oynamayı çok seviyorduk. Dışarıda yemyeşil kocaman bir alan vardı. Ayrıca ev de bir sürü eski eşyayla, zaman geçirecek onlarca ıvır zıvırla doluydu. Tüm bunların yanı sıra, evin en sevdiğimiz tarafı oradaki kibar hayaletti. Kardeşimle ben, kibarlığı ve şefkati nedeniyle ona Anne ismini vermiştik. Anne bizi fazlasıyla düşünüyor olmalıydı çünkü sabah uyandığımızda komodinlerimizin üzerinde hep birer bardak süt oluyordu. Ayrıca biz oyun oynarken ya da televizyon izlerken, salondaki eski sandalyeye oturup bizi seyrediyor, hatta bazen sandalyeyi odanın ortasına kadar getiriyordu. Anne her anımızda yanımızda oluyor, bizi koruyup kolluyordu. Ya da biz öyle sanıyorduk. Aradan yıllar geçtikten sonra, eski bir gazetede tesadüfen bizim kaldığımız çiftlik evinin fotoğrafını gördüm ve haberi okumaya başladım. Anne dediğimiz kadının fotoğrafının altında yazanlar, onun dul bir kadın olduğunu, 2 çocuğunu sütün içine zehir koyarak öldürdüğünü ve sonrasında da salonun ortasında kendini asarak intihar ettiğini gösteriyordu. Ve fotoğrafa bakılırsa; kadının kendini öldürmek için üstüne çıktığı sandalye, biz oyun oynarken onun oturup bizi izlediği sandalyeydi. Odamda Biri Var Partiye gittiğim için o gece üniversite yurdumun odasına geç dönmüştüm. Odama girdiğimde içimde birinin daha orada olduğuna dair garip bir his vardı. Kelimelerle tarif etmek zor olsa da izleniyordum ve sanki zaman durmuş gibiydi. Dolabımı, yatağın altını, pencereleri, aslında her yeri kontrol ettim ama kimse yoktu. İçimdeki hisse hala oradaydı. O kadar korkmuştum ki ışığı kapatamadım. O an bir gülüş sesi duydum ve birinin nefesini tam ensemde hissettim. Koşar adımlarla odamdan çıktım ve alt kattaki oturma odası kısmına gittim. Sonunda sabaha karşı uykuya daldığımda rüyamda büyük teyzemi, en genç haliyle gördüm. Odama giriyor ve içkili bir şekilde kahkaha atıyordu. Ertesi gün rüyamı büyükanneme anlattığımda dün gece teyzemin doğum günü olduğunu söyledi. Tarih, teyzemin parti dönüşü geçirdiği kazada hayatını kaybettiği günü gösteriyordu. Şakacı Ruh! Geçtiğimiz yıl, arkadaşlarımın ısrarları sonucunda bir barın açılışına gitmiştim. Biraz oturup eğlendikten sonra, kız arkadaşımı aramak için elimi cebime attım. Ama telefonum cebimde değildi! Masada ya da yerlerde falan da yoktu. Telefonumu bulabilmek için arkadaşımdan kendi numaramı aradım. Birkaç kez çaldıktan sonra telefon açıldı ve kiminle görüştüğümü sordum. Ama duyduğum tek şey rahatsız edici bir kıkırdama sesiydi. Sonra yeniden arasam da açan olmadı. Ben de telefonumu düşürdüğümü ve çocukların eline geçtiğini düşünerek ümidi kestim. Gece yarısını geçerken eve döndüm ve tam yatağa girmek üzereyken gördüğüm manzara karşısında aklımdan şüphe ettim. Çünkü telefonum yatağımın tam üzerinde, yani evden çıkarken bıraktığım yerde duruyordu. İnsanlar da Yapabilir! Anne ve babasının iş seyahatleri yüzünden sık sık tek başına kalan genç kızın tek arkadaşı sadık köpeğiymiş. Hem bir koruyucu hem de bir arkadaş olan köpeği sayesinde genç kız rahatlıkla uyuyabiliyor, yalnız kaldığı gecelerde kendini güvende hissediyormuş. Yine ailesinin şehir dışında olduğu bir gecede aniden uyanan kız, musluklardan birinin akıttığını düşünerek aşağıya inmiş. Tüm muslukları kapattıktan sonra yatağına geri dönmüş ve köpeği elini yalamış. Kısa süre sonra musluğun hala akıttığını fark eden kız, bu kez evdeki bütün muslukları bir bir kontrol ederek odasına geri dönmüş. Kolunu aşağıya doğru sarkıtmış ve köpeği elini yalamış. Ama o sinir bozucu su damlama sesi hala varmış. Uykusu iyice açılan genç kız, sesin epey yakınından, kendi banyosundan geldiğini fark etmiş. Kapıyı açtığında ise tavandan sarkan boğazı kesilmiş köpeğiyle karşılaşmış. Ancak yaşayacağı en büyük şok değilmiş çünkü aynada köpeğinin kanıyla yazılmış şu sözler varmış “İnsanlar da yalayabilir.” Arkadaki Kim? Kadın, geç saatlere kadar arkadaşlarıyla eğlenmiş ve eve dönmek için arabasına binmişti. Biraz ilerledikten sonra, onu takip eden bir araba olduğunu fark etti. Ama panik yapmamak için onun da kendisiyle aynı istikamete gidebileceğini düşünerek rahatlamaya çalıştı. Aradan dakikalar geçmesine rağmen, araba tam arkasından geliyor, hızını kadına göre ayarlıyordu. Sonunda araba iyice yaklaştı ve arka arkaya selektör yapmaya başladı. İyice korkan kadın, bir an önce eve gidip polisi aramak için gaza bastı. Fakat arkadaki araba hala selektör yapıyor, kadını yakalamaya çalışıyordu. Sonunda evinin önüne gelen kadın arabadan indi ve evine doğru koşarken arkasındaki arabanın şoförünün de aracından indiğini gördü. Adamın bağırarak bir şeyler söylediğini duysa da ne dediğini anlamadan evine girdi ve polisi aradı. Polis geldiğinde ise gerçekler ortaya çıktı. Meğer gerçek tehlike kadını takip eden araba değil, kadının arabasının arka koltuğunda saklanan kişiymiş. Amen-Ra’nın Laneti 1880’li yıllarda Güney Mısır’da Amen-Ra’nın mumyasını bulan 4 İngiliz genci yüzünden başlamış felaketler zinciri. Önce gençlerden bir tanesi tuhaf biçimde ortadan kaybolmuş. Sonrasında bir diğeri, hizmetkarı tarafından vurularak öldürülmüş. Ve cinayetin ardından hizmetkar bunu istemeyerek yaptığını itiraf etmiş. Geriye kalan 2 İngiliz genç, mumyayı alıp İngiltere’ye dönmüşler. Bir tanesi parasını yatırdığı bankanın battığını öğrenirken, diğeri de ölümcül bir hastalığa yakalanarak bütün servetini sokaklarda harcamış. Bir iş adamının eline geçen lanetli prensesin mumyası, British Museum’a hediye edilmiş. Ama garip olaylar devam ediyormuş. Müzede çalışan bekçiler, tabuttan ağlama sesleri duyduklarını söylüyor, ona yaklaşmaktan korkuyorlarmış. Aradan çok fazla zaman geçmeden, bekçilerden biri müzede ölü bulunmuş. Bu sırada mumyanın fotoğrafını çeken bir gazeteci de kendini vurarak öldürmüş. Aradan yıllar geçtikten sonra Amerikalı bir arkeolog tarafından satın alınan mumya, 1912 yılında Titanik’e yüklenmiş. Ve hepimizin bildiği gibi, batmaz denilen Titanik bir buz dağına çarparak yüzlerce insanın mezarı olmuş. Amen-Ra’nın lanetiyle ilgili son olay da bu olmuş. Tuhaf Tablolar İki arkadaş, birlikte kamp yapmak için yola çıkarlar. Fakat karanlık çökmeden kısa süre önce arabaları bozulur. Yardım aramak için dışarı çıksalar da orman yolundan kimse geçmez. Bir müddet yürüyen gençler, ağaçların arkasında bir ev olduğunu görür ve evin kapısını çalarlar. Ama etrafta ne bir ses, ne de bir hayat belirtisi vardır. Arka kapıdan eve giren arkadaşlar, telefon bulmak ümidiyle etrafa baksalar da çabaları boşunadır. Zaten karanlıktan pek bir şey de göremezler. Sonunda iyice yorulur ve orada uyumaya karar verirler. Bir battaniyenin altına girip birlikte yatan gençler, duvarlarda asılı tuhaf tablolardan dolayı uzun süre uyuyamazlar. Çünkü hepsi garip şekilde onlara bakıyor gibidir. Ayrıca görünüşleri de epey korkunçtur. Tablolara baka baka korkuyla uyuyakalan gençler, ertesi gün yüzlerine vuran güneş ışınlarıyla uyanırlar. Ve yataktan kalktıktan kısa süre sonra etrafa dehşetle bakarlar. Çünkü duvarlarda gece onları rahatsız eden tablolar, aslında tablo değillerdir. Orada sadece küçük camlar vardır. Kısa Korku Hikayeleri Belki de birkaç kelimeden oluşan korku hikayeleri, en etkili olanlardır. Az ve özün ne kadar etkili olabileceğini görmek istiyorsanız, aşağıdaki öyküleri okumalısınız. Adını Söylemeye Korktuğum Şey! Adımı 3 kere duymama rağmen etrafımda kimsecikler yoktu. Birkaç saat sonra uykumdan aniden uyandığımdaysa tarif edemediğim o şey, yatağımın başında oturmuş bana bakıyordu. Peşimdeki Gölge! Simsiyah bir gölge olarak tanımlamasam da onu tarif etmek imkansız. Aylarca peşimi bırakmayan tuhaf varlık, bana hayatımın en kötü günlerini yaşattı. Farklı Suretlerde Görünen Varlık! Annemin evde olduğunu biliyordum. Bilmediğim şeyse yolun karşısında gördüğüm anneme tıpatıp benzeyen kadının benden ne istediğiydi. Odamın Köşesinde Oturuyordu! Onu odamın duvar dibinde otururken görebiliyordum. Kan ter içerisinde uyanıyor ve tam kabusmuş diyerek rahatlayacakken, aynı yerden bana bakıyordu. Gözlerimi kapayıp dilim döndüğünce dua ettiğimdeyse, nihayet yok oluyordu. Bir Annenin Çağrısı Küçük kız annesi onu çağırdığında odasında oynuyordu ve sesi duyduğunda mutfağa annesinin yanına gitmek için merdivenlerden aşağıya indi. Tam aşağıya inmişken merdivenin altındaki dolap açıldı ve bir el onu içeri çekti. Bu onun annesiydi. Çocuğuna korkuya fısıldayarak; “sakın mutfağa gitme, onu ben de duydum” dedi. Kendi Bebeğimden Korkar Olmuştum! Yeni bebeğim olmuştu ve aile büyükleri bana saçma bulduğum hikayeler anlatıyordu. Hepsiyle alay etsem de sonunda kendimi kaybedecek kadar korkunç şeyler yaşadığımda onların yalan söylemediğini anlamıştım. Karabasan Korkusu! Aniden gözlerimi açıyor ve siyah uzun saçlı bir şeyin üzerime doğru geldiğini görüyordum. Korkudan öleceğimi düşünsem de ne bağırabiliyor ne de hareket edebiliyordum. Bana saatler gibi gelen bu işkence bittiğindeyse, günlerce kendime gelemiyordum. Cama Tıklamasıyla Uyandım Zemin katta oturuyorduk. O gece birinin cama tıklamasıyla uyandım. Yan evdeki arkadaşımın yine partiden geç döndüğünü düşünerek camı açmak için ayağa kalktım. Ancak elimi uzattığımda yine cama tıklandığını duydum ve o an tıklamanın pencereden değil tam arkamdaki aynamdan geldiğini anladım. Kızım Kimle Konuşuyordu? Gece bir ürpertiyle gözlerimi açtım. Su içmek için mutfağa giderken, kızımın birisiyle konuştuğunu duydum. Korkuyla odasına girip ışığı açtığımda, ağlamaya başladı ve onu neden uyandırdığımı sordu. Ama ben onu gördüğümde zaten uyanıktı ve camın önünde dikiliyordu. Kısa ve uzun korku hikayelerinden oluşan listenin de sonuna geldik. Ve hazır kendinizi korkmaya alıştırmışken, yukarıdaki korku filmlerine de göz atmanızı öneriyor, keyifli seyirler diliyoruz.
Türk Edebiyatı’nda minimal öykü, çok kısa öykü, öykücük, kısa kısa öykü, kıpkısa öykü, sımsıkı öykü, kısa kurmaca, minik öykü, mini öykü, küçük öykü, ani öykü, mikro kurmaca, küçük ölçekli öykü, mesel, küçük ölçekli kurmaca, küçürek öykü gibi adlandırmalarla anılan öykü türünde ilk olarak 1960’lı yıllarda, Richard Brautigan ve Spencer Holst gibi yazarlar, eserler vermeye başlamışlardır. Küreselleşmenin de etkili olduğu bu süreçte, küçürek öykü fast food diye tabir edilen çağın tüketim anlayışına uygun bir türdür. Küçürek öyküler, öğüt verme, karakter geliştirme, okuyucuyu belli bir noktaya taşıma gibi amaçlar gütmez; ani uyarmalar yapar ve hakikatleri sezdirirler. Yoğun ve sıkıştırılmış niteliği ile şiire yakın durmaktadır. Küçürek öyküler, gerek hacimce gerekse anlatım teknikleri bakımından şiirle ilişkilendirilmektedirler. Şiirde de küçürek öyküde de az kelimeyle en çok şeyi söyleme esası vardır. 1. Ferit Edgü 1936 – – İz ve Yolcu Küçürek öykü deyince akla gelen ilk isim, hiç kuşkusuz Ferit Edgü’dür. Binbir Hece, Doğu Öyküleri, İşte Deniz, Maria ve Do Sesi adlı kitaplarında topladığı birçok küçürek öyküsü vardır. Ferit Edgü’nün küçürek öyküleri, şiirsel düz yazı görünümündedir. Edgü, yoğun bir şekilde diyaloglarla anlatımı tercih eder. İz, oldukça kısa bir öyküdür. Hem öykü hem de şiir öğelerini barındırmaktadır. “O günlerde sürekli izleniyordum. Bıktım. Ben de beni izleyenleri izlemeye başladım. Böylece onlarla aramda bir eşitlik doğdu. Onlar da ben de hem izleyen, hem izlenen olduk.” Yolcu öyküsünde yolcu sözcük olarak tekil bir anlam taşısa da bir gösterge olarak bütün insanlığın yaşama kaygısını simgeler. Edgü’nün küçürek öykülerinde her simge, insan ve dünyanın yeniden anlamlandırılmasına yönelik bir atılımdır. “Yolcu — Gidiyorum. Bu kez gerçekten gidiyorum. — Cehennemin dibine değin yolun var. — Ama ben o yolu bilmiyorum. — Bilmen gerekmiyor. Yolun sonu zaten orası.” 2. Refik Algan 1952 – – Aphrodite Algan küçürek öyküler için kısa metin adını vermiştir. Edebiyatımızda, küçürek öykü türünü deneyen ilk yazarlardandır. Saat Kulesi adlı kitabının ilk bölümünün adı da Kısa Metinler’dir. Algan Aphrodite’de, düş ve gerçek çatışmasını verir. Afrodit yontusu, insan yaşamındaki idealleri, yahut rüyaları anlatır. Gerçekler ise ideallerle örtüşmez. “Tüm gençliği boyunca afrodit yontusunca güzel bir kız bulup onunla evlenmek istemişti. Derken buldu da. Evlendiler. Evliliklerinin ilk gecesinde, sabaha karşı uyandı. Karısı uyuyordu. Tuttu, karısının kollarını yontunun kırılmış olduğu biçimde kesti.” 3. Tezer Özlü 1943 – 1966 – Gabuzzi Eski Bahçe – Eski Sevgi Tezer Özlü’nün öykülerinin tümü küçürek öykü kapsamında değerlendirilmemektedir, fakat genel anlayışı küçürek öykü anlayışına yakındır. Kimi öyküleri, ki küçürek öykü değilse de bir buçuk ya da iki sayfa büyüklüğündedir. Hayattan süzülen aforizmalar niteliğindeki öykülerinde, büyük şehirde bunalan ve isteklerini gerçekleştiremeyen kadınların yalnızlıklarını, pişmanlıklarını ve başkaldırısını anlatır. “Ben kimi öldürdüm beni ya da bir başkasını mı bunu bilmiyormuşum gibi yazmak istemiyorum, hiç kimseyi öldürmedim ben. Rahibe okulunda okumuş olmam gençken, ki ben hep gencim hiç ölmeyeceğim, işte ölüme ölmemekle karşı çıkıyorum. Ölmemek de bir çeşit ölüm mü, içim seviniyor gene bu kaçıncı sevgi, sevgi mi, sevinç mi.” 4. Mehmet Harmancı 1977 – – Erkidarı ile Tazebuğdayın Hikayesi Muhtemel Menkıbeler Mehmet Harmancı kendi adlandırmasıyla kıpkısa öykü türünde örnekler vermiştir. Küçürek öykülerinde, büyülü gerçekçilik, gerçeküstücülük, hikmet ve imalarla örülü bir anlayış gösterir. Kurgusu, mesaj odaklı ve sarsmaya yöneliktir. Çarpıcı bir final ve sondaki aydınlanma ile küçürek öyküye orijinallik vermiştir. Erkidarı ve Taze Buğdayın Hikayesi’nde, kendini gerçekleştirmek çabasındaki tazebuğday, başkalarının yanlış yönlendirmelerine uyarak yabancılaşır. Simgelerin konuştuğu öyküde, tazebuğday, modern insanı temsil ederken özüne uygun bir biçimde atılımda bulunmak ister. “Darı, ayların ona verdiği üstünlük ve güvenle konuştu – Buğday kardeşi, kendimizi baklava olacağız diye hırslandırmamalıyız. Ekmek olmak nemize yetmez… Bu sözü kaale alan buğday ikinci sınıf bir köy değirmeninde öğütülüp kara kuru bir ekmek olarak yenmekten kurtulamamıştı. Kimin sözüne kulak vereceğini bilememe toyluğu, bey sofrasında baklava olmaktan alıkoymuştu buğdayı.” 5. Sadık Yalsızuçanlar 1962 – – Tırmanma Şeridi Kuş Uykusu Enis Batur’un zifiri karanlıkta etrafı görebilen birkaç kişiden biri olarak tanımladığı Sadık Yalsızuçanlar, modern öykücülüğümüzde kendine özgü dili ve dünyası olan bir yazar. Yalsızuçanlar öykülerinde bilinç akışı tekniğini kullanarak tematiği vermeye çalışmaktadır. Mesaj, yoğun ve çarpıcı sözlerle verilmeye çalışılır. Okur oldukça aktif olmalıdır. Genellikle, söylenenden hareketle söylenmeyeni buldurma amacı vardır. Yalsızuçanlar, örtük anlatımıyla öne çıkan küçürek öykü yazarlarındandır. “Dağılmış insanların arasından çıkıp Karadağ’ın ormanlarına süzüldü, güzel ve sessiz bir ata bindi. İçtiğinde güven verici olabilen su gibi dinginken ansızın ürktü, dizgin kayışını kopardı, mareke takıldı ve çifte atarak düşürdü. Bacağındaki sancı gözüne esrik bir tül gerdi. Büyük bir kafile halinde geçmişin derelerinden geçti, varlık çölünde konaklayan her nesne gibi yalnızdı. Şemsiyesine dayanarak kalktı, atın kaçtığı yöne, geleceğin yüksek dağlarına yürüdü. Konuşan, yardım edici bir ruha, kadına rastladı, çeşmeden su içiriyordu atına. Bir parça ekmek uzattı, arzusuna kavuştu, eve döndü, ansızın bir tufanın çıktığını gördü.” 6. Hulki Aktunç 1949 – 2011 – Gece Uyarıcısı Toplu Öyküler 1 – Gündelik Söylenceler Bölümü Hulki Aktunç’un küçürek öyküleri genellikle tüm küçürek öyküler için geçerli olsa da özellikle Aktunç’un öyküleri alıntı yapılırken dahi kesilemeyecek derecede bağlantılı cümlelerden oluşmaktadır. Hüzünlü ve buruk bir atmosfer eşliğinde, okuru düşündürme eylemini gerçekleştirir. Öykülerinde anlam kapalılığı, ritm, tempo, ahenk özellikleri, net bir şekilde gözlemlenebilir. Gece Uyarıcısı’nda görünürde kalabalıklar içinde kendi iç dünyalarında ise yalnızlığı yoğun bir şekilde yaşayan insanı anlatır. “Sıkıntı verici bir film görmüş, eve dönüyordum hızlı hızlı. Sokak sessizdi, ıssızdı. İleride bir adam vardı. Bir apartmana bakarak, “Saat on ikiye beş var!” diye bağırdı. Birilerini uyarıyor sanmıştım. Oysa, adam yürümeye başlamıştı ve sesini dört bir yana yönelterek uyarısını sürdürüyordu. “Saat on ikiye beş var!” Sürekli, “Saat on ikiye beş var!” Üç beş pencere daha kararmıştı.” 7. Necati Tosuner 1944 – – Acı Yağmur Yakamoz Avına Çıkmak Necati Tosuner, küçürek öykü için oluşturduğu ve yine küçürek öykü tadındaki tanımlarıyla önemli bir yazarımızdır. Öykünün, romandan çok şiire yakın durduğunun bir kanıtı olduğunu düşünen Necati Tosuner’e göre küçürek öykü şiirseldir ve belki de bu yüzden yere bakan, yürek yakandır. Öyküleri, küçürek öykünün gereğine uygun olarak, kısa ve tek konu etrafında gitmektedir; tematik olarak çeşitlilik yapmaz. Aliterasyondan yararlanarak ritmli ve ahenkli metinler oluşturur. “Bir zamandır ablam annemin kafayı üşüttüğünü söylüyordu. Ben pek üzerinde durmadım. Evet, ablam da haklı. Yaşlı bir kadınla her gün aynı evde olmak kolay değil. Dün pazardı, şöyle bir uğradım onlara. Biraz kaynattık işte eskilerden falan… Ama kalktım gidiyorum, elini öptüm annemin. “Oğlum bir daha gelişinde anneni de getir…” dedi. İçimdeki yangın gözlerimi yaşarttı. Ablamın yüzüne bakmadan kaçarcasına çıktım evden. Yağmura sığındım dışarıda.” 8. Haydar Ergülen 1956 – – Sıhhiye Memuru Fazlalıklar – İmge Öyküler Küçürek öyküler için fazlalık adını kullanan Haydar Ergülen, küçürek öykü örnekleri veren bir diğer yazarımızdır. Ergülen küçürek öykülerinde, şairliğinden olsa gerek şiirsel nitelikleri ön planda tutar. Küçürek öyküleri, imge yüklü metinlerdir. Fazlalıklar tek bir hikaye değil. 10 tane kısa kısa hikaye. Ergülen bu hikayeleri neden yazdığını en son hikayede Kıssadan Hikaye’de açıklamış. “Eskiden sıhhiye memurları vardı, yeni dilde sağlık memuru diyorlar. Babamın en küçük amcası, Yusuf Amcam sıhhiye memuruydu, tansiyon ölçer, evlere iğneye gider, sünnet yapardı, bir bakıma bütün erkek çocuklarının korkulu rüyasıydı. Necati Cumalı’nın Ay Büyürken Uyuyamam adlı hikaye kitabını okuyup sonra da o hikayelerden birinden uyarlanan Adı Vasfiye filmini seyredince Yusuf Amcamı hatırladım. Karısı hep çapkınlığından dem vururdu onun. Biz çocuktuk ve bize bile amcamla ilgili doğru-yanlış hikayeler anlatırdı, öyle ya iğneciydi ve evlere girip çıkıyordu. Amcamsa hep gülerdi karısının bu kıskançlık krizleri karşısında. Yusuf Amcam çok yakışıklı biri değildi, ama bir Fransız filminde rahatlıkla oynayabileceğini düşünmüştüm yıllar sonra. Önce karısı öldü, 45 yaşında filan, amcam da öldüğünde 50 yaşından fazla değildi. Evlerinin bahçesinde bir tulumba vardı, suyu oradan alırlardı. Her hikayenin sonunda, duvara asılı tüfek patlamıyor işte. Tulumbanın bu hikayede ne işi var, bilmiyorum…” 9. Vüs’at O. Bener 1922 – 2005 – Tortu Mızıkalı Yürüyüş / Kara Tren Bener’in Mızıkalı Yürüyüş/Kara Tren otobiyografik yapıda kitabıdır. İçinde küçürek öyküler de bulunur. Öykülerinde Bener, söylenenlerden ziyade söylenmeyenleri ve ima edilenleri öne çıkartmaktadır. Yarım kalmışlığın, aşkın, unutamamanın küçürek öyküdeki yansımalarını, Bener’in öykülerinde görmek mümkündür. Kullandığı şiirsel dil, zaten sürükleyici bir niteliği olan küçürek öykülerini iyiden iyiye sürükleyici hale getirmiştir. “Sadece kemanını vermedim. Yıllar sonra yeğenine armağan ettim. O da öğrenememiş doğru dürüst, evlerinin bir duvarına asmış. Ben zaten hiç beceremedim, hiçbir şey, iç yangını anılar yaratmaktan başka.” 10. Murat Yalçın 1970 – – Ölm Aşkımumya – İma Kılavuzu Günümüz yazarlarından Murat Yalçın da küçürek öykü deyince akla gelen isimlerdendir. Ölm adlı küçürek öyküsü, onun küçürek öykülerindendir. Yalçın, öyküsünde kısa ve yoğun bir yaşantı dünyasına gönderme yapmaktadır. Çarpıcı anlatımıyla, bireyi zamansız olgunlaştıran acıların etkisi ile benliğin parçalanmasını anlatmaktadır. Yalçın’ın anlatımı oldukça rafine ve yoğundur. “Savaşlar çocukları büyütür”, dedi yaşlı kadın, buruşuk ağzının kenarındaki tükürükleri silerken. “Babalarının mezarları başında ağlayan adamlar görürsen şaşırma, yaşları büyüktür babalarından…” Bu sözler, örümcek ağına takılmış bir sinek oldu, salındı kafasının köşesinde.” 11. Sevim Burak 1931 – 1983 – Terzi Kalivrusi Afrika Dansı Sevim Burak’ın küçürek öyküleri, bireyin toplum üzerindeki ve toplumun birey üzerindeki etkilerini açığa çıkarır. Bu açıdan yazar, küçürek öykülerinde gündelik olaylara yoğun ve derin anlamlar yükleyerek aktarır. Burak’ın sanatı ve yaşamı iç içedir. Bu açıdan bakılınca öykü kişileri çevresindeki insanlardan oluşur. Onun bu özelliği küçürek öykülerine de yansır. “İşte terzi kalfa geliyor – Bana bir kat elbise lazım. – Yanınızda örnekler var mı? – Her türlüsü var efendim. Hangisi daha ziyade hoşunuza giderse onu intihap ediniz. – Siyahı daha ziyade severim. Bana bir kat elbise ölçüsü alınız. – Ne biçimde olsun? – Şimdiki modaya göre nasıl giyiyorlar ise öyle yapınız. Elbisem hazır mıdır? – Hayır efendim. Yalnız setrenizi getirdim. Bakayım prova edeyim iyi geliyor mu? – Vücudumu çok sıkıyor. Boyu çok uzun. – Tamam, boyunuza göredir. – Kollarım kaçıyor. – Efendim şimdiki moda böyledir. – Ben isterim ki vücudum rahat etsin. Zaten terzi kesme işinde hiçbir vakit kendinde kusur bulmaz ki…” Kaynak Çağdaş Türk Öykücülüğünde Küçürek Öykü, Ferit Edgü’nün Yolcu Adlı Küçürek Öyküsünde Yurtsuzluk İtkisi, Mehmet Harmancı’nın Küçürek Öykülerinde Gündelik Kuşatma Altındaki İnsanın Varoluş Görüngeleri, Ayşegül Gürdal’ın Duvar Öyküsü Üzerine Bir Çözümleme
küçürek hikaye örnekleri tek cümlelik